Demirtaş Ceyhun'un son yazısı(allah rahmet eylesin)

 

Demirtaş Ceyhun

Birleşmiş Milletler Örgütü’nce düzenlenmiş, 1997 yılında Ottawa kentinde imzalanan, 1 Mart 1999’da yürürlüğe girmiş Antipersonel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin, Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’nin asıl amacının, sınırlardaki mayınların temizlenmesi değil, sözleşmeyi imzalayan devletlerin antipersonel mayın üretmesinin, depolamasının, satmasının, satın almasının, dolayısıyla ordularının antipersonel mayın kullanmasının yasaklanması olduğu, adından bile açık açık anlaşılsa gerektir.

2002 seçimlerini kazanan AKP yöneticilerinin daha iktidarlarının 4. ayında 28 Mart 2003 günü imzaladığı Ottawa Sözleşmesi, gerçekten şu son birkaç aydır yoğun biçimde tartıştığımız gibi salt insancıl nedenlerle düzenlenmiş, sınırlardaki antipersonel mayınların temizlenmesi ile ilgili bir uluslararası antlaşma mıdır?

Çünkü, şu köşe yazarı aydınlarımızın, politikacılarımızın Suriye sınırındaki mayınların 2014 yılına kadar kime hangi koşullarda temizletilmesi ve mayınlardan temizlenecek bu topraklar nasıl kullanılırsa toplum daha çok yararına olacağı konusunda yaptıkları tartışmalara, AKP’lilerin gece gündüz demeyip telaşla özel bir yasa çıkarmasına, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yasayı acele imzalayıp artık ne demekse “Ben popülist davranmam” diyerek kendini savunmaya kalkışmasına, CHP sözcülerinin toprakların 44 yıl kullanma hakkına karşılık yabancılara temizletilmesini toplum vicdanının kabul etmeyeceğini öne sürerek yasanın iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmalarına bakılırsa, doğrusu Ottawa Sözleşmesi’nin salt sınırlardaki antipersonel mayınların temizlenmesi ile ilgili bir uluslararası antlaşma olduğundan sanki kuşku duyabilmek bile olanaksızdır.

Sözleşmenin asıl amacı

Oysa Birleşmiş Milletler Örgütü’nce düzenlenmiş, 1997 yılında Ottawa kentinde imzalanan, 1 Mart 1999’da yürürlüğe girmiş Antipersonel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin, Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’nin asıl amacının, sınırlardaki mayınların temizlenmesi değil, sözleşmeyi imzalayan devletlerin antipersonel mayın üretmesinin, depolamasının, satmasının, satın almasının, dolayısıyla ordularının antipersonel mayın kullanmasının yasaklanması olduğu, adından bile açık açık anlaşılsa gerektir.

İlginçtir; bu köşe yazarlarımız, aydınlarımız, politikacılarımız Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesini, sözleşme salt sınırlardaki mayınların temizlenmesiyle ilgiliymiş gibi tartışırlarken, sanki özellikle de kamuoyunu sözleşmenin insancıl nedenlerle düzenlendiğine inandırabilmek için bu mayınlar yüzünden şimdiye dek yaşamını yitirmiş, sakat kalmış insanlarla ilgili öyküler anlatıp rakamlar da vermektedirler aynı anda.

Savaşta ve barışta

Kısacası bu sözleşme’nin, salt antipersonel mayınların barışta da kullanılmasını, sınırlara döşenmesini insancıl amaçlarla yasaklayan ve döşenmiş mayınların temizlenmesini zorunlu kılan bir uluslararası antlaşma olmadığından kesinlikle kuşku duyulmasa gerektir.

Çünkü sözleşme yalnız antipersonel mayınların üretilmesini, satın alınmasını, depolanmasını yasaklamakla kalmamakta, 7. maddesi ile mevcut mayınların türünün, miktarının, seri numaralarının 280 gün içinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne bildirip bütün antipersonel mayınların belirli bir sürede imha edilmesini zorunlu kılarak aslında imzalayan ülkelerin ordularının elinden antipersonel mayın silahını almaktadır sanki.

İnsanlara zarar veren orduların elindeki tek silah antipersonel mayınlar değildir elbette. Ama ülkeler bu sözleşmeyi imzalamakla barışta veya savaşta kesinlikle antipersonel mayın kullanmamayı kabul etmektedirler.

Güya sözleşme’nin 20. maddesine göre imzalayan devletler istedikleri an bu sözleşmeden çekilme hakkına da sahiptirler. Ama aynı maddenin 3. fıkrasına göre ayrılmak isteyen devlet şayet bir silahlı çatışma içinde ise çekilme isteği silahlı çatışma sona ermeden yürürlüğe konulmamaktadır.

Bilindiği gibi PKK terörünün yeniden şiddetlendiği günlerde 2003 yılında AKP hükümetinin bu sözleşmeyi imzalamasıyla Türkiye de savaşta ve barışta antipersonel mayın kullanmamayı kabul etmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin 7. maddesine göre Türk ordusu da elindeki mayınlarla ilgili bütün bilgileri 5 Aralık 2004 günü akşamına kadar Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne mutlaka bildirmiştir. Nitekim Genelkurmay Başkanlığı, 15 Haziran 2009 günlü gazetelerdeki haberlere göre Türk ordusunun da bu sözleşme gereğince 2009 yılı Haziran ayına kadar tam 1 milyon 325 bin 328 adet antipersonel kara mayını imha ettiğini açıklamıştır. Bunca mayının imha edilmesine bakılırsa, Kırıkkale fabrikalarında antipersonel mayın üretimine de son verilmiştir mutlaka. Oysa antipersonel mayın gerilla savaşımında teröristlere karşı kullanılacak en etkili silah olsa gerektir.

İlginçtir gene aynı günlerde basında çıkan haberlerden öğrendiğimize göre, artık kapı komşumuz olan ne ABD ne de Irak imzalamıştır bu sözleşmeyi.

Ola ki PKK’li teröristler de antipersonel mayın silahının TSK’nin elinden alındığını, dolayısıyla sınırlara antipersonel mayın döşenmemiş olduğunu çok iyi bildikleri için gece karanlığında ellerini kollarını sallayarak ülkeye rahatça girip, karakol basıp, resmi binalara saldırıp kaçarlarken arkalarına döşedikleri mayınlarla birçok askerimizin şehit düşmesine, yaralanmasına, sakat kalmasına neden olmaktadırlar sanki…

Gerçekten bu sözleşmeyi imzalamamızın PKK ile savaşımda ne gibi etkisi olmuştur acaba? Örneğin bu sözleşmeyi imzaladığımızdan bu yana şehit düşmüş, yaralanmış, sakat kalmış Memetçiklerin acaba yüzde kaçı mayın kurbanıdır?

Çekilme hakkına sahip değil

Ama holding medyasının, yandaş medyanın yöneticilerinin köşe yazarlarının umurunda bile değil sanki bütün bunlar. Teröristlerce döşenmiş mayınlar yüzünden şehit düşen, yaralanan askerlerimizden, vaktiyle Suriye sınırına döşenmiş mayınlara basıp ölmüş, sakat kalmış kaçakçılar kadar olsun söz etmiyorlar ne yazık ki.

Oysa PKK’li teröristler hâlâ Suriye sınırından da ülkeye ellerini kollarını sallayarak girip İskenderun’da, Antakya’da, Urfa’da, Mardin’de baskınlar düzenleyip insanları gece karanlıklarında kurşuna dizdikten sonra arkalarına ABD yapımı, AB yapımı mayınları döşeyip ellerini kollarını sallaya sallaya mağaralarına dönmektedirler.

Batılı stratejik ortaklarımız antipersonel mayın silahını PKK’nin elinden de almayı niçin düşünmez acaba?

Ne yazık… Sözleşmenin 20. maddesine göre halen PKK ile silahlı çatışma içinde olduğundan Türkiye istese de bu sözleşmeden çekilme hakkına sahip değil...

Çanlar çalıyor baylar!..

 
 
 
Sahibinden BÜTÜN DÜNYADAN ÖZÜR DİLİYORUM - DEMİRTAŞ CEYHUN

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !