Hakkımda
|
|
izmirli 2 çocuk annasi boş vakitlerini okukuyarak,çeşitli işler ,elsanatları,dantel,örgü,ahşap boyama,rolyef,çeşitli işlerle uğraşıyorum .
|
Zıyaretcılerım
|
|
Bannerim
BUNLARDA DİĞER BLOG BANEERLERİM ONLARADA BEKLERİM DOSTLAR.
|
|
|
HAYIRLI KANDİLER..............

Hayatta bir dostun birde canın olsun, her dost can olmaz haberin olsun... Dostlara tüm canlar kurban olsun. Dualariniz kabul, kandiliniz mübarek olsun. Hayirli Kandiller..
|
Tarih: , 25/6/2009 Kategori: NETTEN YAZILARIM VE ŞİİRLER. |
Yorum (1) | Bağlantı |
|
Babalar Gununuz Kutlu Olsun .
BABAAMMMMMMM.. BU ŞİİR SANA VE SENİN GİBİ CENNETE GİDEN BABALARIMIZA MEKANINIZ CENNET OLSUN..............
 Anne bana Babamı anlatsana .(((((((((((((((
Anne üşüyorum örtsene üstümü Anne sobamız neden yanmıyor Niye yakmıyorsun sabayı anne Anne lambamız neden yanmıyor Korkuyorum ben karanlıktan Karnımda açıkmaya başladı Hadi bana yumurta kırarmısın Lütfen bolca yağlı olsun Bak suçuk istemiyorum Tek yumurta olsun yeter anne
Biliyorum paramız yok değil mi anne Sobaya atacak odunumuz yok Tavaya kıracak yumurtamız yok Yüreğimizi aydınlatacak ışığımız yok değilmi anne Babam olsaydı bunlar olmazdı değil mi anne Çalışır para kazanır eve ekmek getirirdi Odun kömür alırdı evimiz sıcacık olurdu Bende böyle üşümezdim değilmi anne
Anne babam neden gelmiyor, nereye gitti Anne soruyorum cevap versene bana Neden susuyorsun, susma anne Bana babamı anlatsa anne,
Anne Kaç yıldır gelecek diyorsun Peki neden gelmiyor anne babam Bak yarın dokuz yaşıma gireceğim Hani benim hediyem anne Oyuncak istemiyorum ben anne Babamı hediye olarak ver bana Benim için en kıymetlisi budur işte
Anne yaşıtlarım okula gidiyor Neden ben gitmiyorum anne okula Bende okumak istiyorum ama Okumayı,yazmayı öğrenmek ve babama mektup yazmak istiyorum Onu çok özlediğimi anlatmak istiyorum
Anne koynuna gireyim aç, ben yanlız yatmak istemiyorum Bari teninin sıcaklığı ile ellerimi ısıtayım Göğsüne başımı koyayım ki Belki babam kalbinin içindedir Belki kulağıma oradan, geleceğim kızım der Sabah uyandığımda babam gelmiş olur belkide Kucaklar beni omuzlarına bindirir Alır beni çıkarır gezdirir Başka çocuklar gibi bende İşte benim,işte benim babam derim anne
Biliyorum babam mutlaka gelecek anne Çünkü rüyalarımda hep onu görüyorum Hiç kabuslarım olmuyor benim Hep babamla süslüyorum Ve her sabah gülerek uyanıyorum anne
Ağlama,ağlama anne sil göz yaşlarını Babam gelecek ve bitecek bu zor günler Birazcık olsun babamdan bahset bana Geldiğinde, sanki hergün görüyormuşum gibi karşılayayım Bir gelsin babam, nasılda sarılacağım boynuna Ve bir daha asla bırakmayacağım onu Hiç görmedim yüzünü, ama biliyorum Benim babam yakışıklıdır,aslan gibidir ALLAH SEVDİKLERİMİZDEN AYIRMASIN..... |
Tarih: , 20/6/2009 Kategori: NETTEN YAZILARIM VE ŞİİRLER. |
Yorum (3) | Bağlantı |
|
İZMİR -BUCA AKTİVİTE MERKEZİMDEKİ YILSONU SERGİMİZDEN BİR DEMET. DAHASI VAR ARKADAŞLAR
ROLYEFLER HOCAM İYİKİ VARSINIZ HAKINIZ ÖDENMEZ ÇOK SAĞOLUN BİZE VERDİĞİNİZ EMEKLER İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER SERPİL HOCAM...

YEĞENLERİME YAPTIĞM NİŞAN SANDIKLARI DEVAMI GELEÇEK BİTİRDİKÇE YAYINLAYACAĞM.















NAKIŞLARRRR NASIL AMA .......








TAKILARDAN BİR DEMET.......



YAĞLI BOYA TABLOLAR (VALLAHİ BU SENEKİ ARKADAŞLAR ÇOK MARİFETLİ VE BECERİKLİ)ELLERİNE SAĞLIK HOALARINADA ÇOK TEŞEKKÜRLER.



İZMİR KONAK MEYDANI










EB
EBRU ÇALIŞMALARI


EV DEKORASYONU KURSU ARKADAŞLARIN YAPTIĞI İŞLERDEN BİR DEMET ARKADAŞLARIN ELLERİNE SAĞLIK.






















| | Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı |
|
Tarih: , 11/6/2009 Kategori: rolyeflerim |
Yorum (4) | Bağlantı |
|
Bir Kadın Nasıl Gider?
Bir kadın ne zaman gider? Hiç düşündünüz mü, bir kadının gidişi neden bir erkeğin gidişi kadar gürültülü olmaz? Kavgasız, sessiz ve anlamsızca gider kadın. Bir Kadın Nasıl Gider?
 İlişkide erkekler sıkıldıklarını belli ederler. Bu iş yürümeyecek düşüncesini, gözünüze sokarlar. Önce gereksiz kavgalar başlar. “Sen zaten hep böylesin” cümleleri yerleşir diyaloglara, “şunu yapmandan nefret ediyorum” alt metni üstüne, binlerce söz edilir. Elleri ayrılır erkeklerin, televizyon karşısında el ele oturuşlar biter, herkesin kendi koltuğu vardır ve artık uyku gelince yatağa gitmek zor gelir. Çoğu zaman kadının üstüne örttüğü battaniyeyi, sabaha karşı üstünden attığı için, üşüyerek uyanan adam, sessizce yatağa gider, hiç dokunmadan, çalar saatini sesini bekler tan vaktinde.
Akşam toplantılar çıkar, seyahatler girer araya işi müsaitse ve eve gelince, nasılsının yerini alır yemek mönüsünü sormak. Görev gibi, tatsız ve uzun aralıklarla yapılan sevişmelerin acısına, ihanet eklenir. Dışarıdaki konuşmaları kulağına gelir kadının, çocukları için evliliğini yürüttüğünü söyler herkese adam ve hiç hatayı kendinde aramaz. Kafasına göre birini bulmadan, bir dala tutunmadan, başka bir tene dokunmadan gidemez adam, gideni de zordur.Yani, bir erkek ilişkiden gideceğini hem belli eder, hem bağıra çağıra anlatır. Şiddete varan gece yarısı kavgalarında, alkol limitini aşmış ve kim bilir hangi hayali aşkı bırakarak gelmenin kızgınlığını çıkarır, saatlerce beklemiş olan kadından. Bu kadar basittir, bakarsın yüzüne ve anlarsın ki, o adamda artık sevgiye dair hiçbir şey kalmamıştır.
Kadınlar böyle gitmez aslında gidemez. Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir. Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.
Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.
Kadın susarak gider! En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir . Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.
Özgürlük  ÖZGÜRLÜK Özgürlük dedin mi, uçsuz bucaksız olmalı Deniz gibi, gök gibi mavi olmalı rengi, Çekip gidecek kadar çocuk, Pişman olup dönecek kadar cesur olmalı yüreği insanın, Laf söyletmemeli geçmişine geleceğine, Bugünü zaten sorma gitsin yaşamalı ne varsa, Yürekli olmalı son demine kadar....  Özgürlük dedin mi, gözü kara olmalı insanın, Taş gibi sert, su gibi duru olmalı bir yerden sonra, Canına kıyacak kadar basına buyruk, Hesap soracak kadar bağlı olmalı sıkı sıkıya Ağlayarak gözlerini yıkamalı insan küçük duraklarda, Bir kalp sızısı yaşamalı, olmadık bir yerinde hayatının, Bir umudu olmalı, yaşama sevinci gibi Elinde tuttuğu, tutamadığı ne varsa yaşatmalı gönlünde....  Kadere boyun eğmek yok bu devirde, Kadere boyun eğdirmek yerine.. Şansa tepeden bakmalı insan, Hadi canım sende gülümsemesiyle... Buldun mu yaşayacaksın ne varsa hayatında, Kaybetmeyi göze alacaksın ki sevebilesin Ateşlere atacaksın yüreğini sorgusuzca, Dönüp arkanı gideceksin yorulduğun yerde.. Tüketmeyeceksin, tükenmeyeceksin de... Beklemeyecek, hep vereceksin kendinden de öte...  Özgürlük dedin mi, sıkı sıkı tutacaksın hayatı bir yerinden, Bir yanın tutsak, bir yanın haylaz olacak.. Adına toz kondurmayacaksın yanındakinin, Savunmasız aşklara yer yok hayatında... Koş koşabildiğin kadar o halde, Duraklama akşamlarda yaşanmaz hayal kırıklıkları, Gözü kara yüreklerde büyür büyüdükçe sevda, Tüm düşleri gerçek yapabiliyorsan, yaşıyorsun hayatta... Benim düşlerimle, senin gerçeklerin neden yan yana... Var bir bildiği hayatının,  Anlam katıyor her nefeste yüreğin gözyaşlarına, Soluklanacak yer arıyorsun yüreğimde, Hem kaçar adım senden, hem yanında anlasana Bu çelişki neden diye sorma,  Var bir bildiği hayatının, Artık sorgulama...... 
Aşağıdaki yazıyı daha önce okuyanlarınız vardır. Benim sözüm ise Vatanını; Kurulmuş düzenlerine, ailesine, cezaevine girmeye korkanlara ve bu gibi sebeplerden dolayı sessiz kalmayı tercih edenlere. Aşağıdaki yazıyı okuyup ibret alsınlar. Diğer arkadaşlarım üstlerine alınmasınlar. Selam ve saygılarımla İki Türk'ün Örnek Mücadelesi Vatanlarından iki okyanus kadar uzak olan, iki Türk bundan 92 yıl önce, Avustralya'nın Broken Hill'inde bir destan yazdı. Türk'ün kim olduğunu bilen, iki Türk'ün destan yazmaya kadir olduğunu da bilecektir. Öyle ki kırk çeriyle saray basan bir milletin evladı için imkansız olan tek şey, zamana hükmetmektir… Bu iki Türk; günümüzde pek tanınmasalar da, tarih için epey bir önem teşkil ederler! Öyle ki bu iki Türk, I. Dünya Savaşı'ndaAnzaklar'a ilk kurşun atanlardır. Kimileri; bu iki yiğidi, Türk milletinin hafızasından sakınmak ve tarihimizden çıkartmak için, Afgan olduklarını iddia etmekte, kendi kafalarına göre senaryolar yazmaktadırlar. Oysa bu iki yiğidin Türklüğünü apaçık ispat eden iki somut delil bulunmaktadır! Bunlar: Bu iki yiğidin masa örtüsünden yaptıkları Türk Bayrağı ve Gül Mehmet'in cebinden çıkan açık mektuptur. Avustralya'nın başkenti olan Sydney'e1200 km uzaklıkta olan ve bir çok milletten insanın yaşadığı bir madenci kasabası olan Broken Hill'de, Gül Mehmet ve Molla Abdullah isminde iki Türk yaşamaktaydı. Gül Mehmet;seyyar dondurmacılıkla, Molla Abdullah ise kasaplıkla geçimlerini sağlamaktaydılar. Gül Mehmet; ülkesi Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na katıldığını radyodan işitmiş, Molla Abdullah ise, Türk topraklarına Avustralya'dan asker gönderilmesi kararının çıktığını öğrenmişti. Savaş başlamıştı ve asker milletin iki evladı da boş duramazdı. Tebaası olduğu Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesi üzerine Gül Mehmet, Osmanlı ordusuna katılmak istediğini bildirdiği bir mektup yazıp İstanbul'a postalamıştı. Ve aylar sonra İstanbul'dan cevap gelmiş, devrin Padişahı Abdülhamit'in imparatorluk için savaşması yolunda mühürlü bir emrini taşıyan bir cevap almıştı. İki Türk; yola çıkmak için hazırdılar. Fakat, güney yarımkürede ağustos ayları kışın ortası sayılırdı ve o devrin gemileri, kış aylarında iki okyanus aşırı sefere çıkamazdı, üstelikte savaşta vardı. Vatanlarından çok uzakta bulunan düşman ülkesinde kalan bu iki Türk, Türk'e yakışanı yaptılar ve mücadelelerinden vazgeçmediler! Madem düşman burada, bizde burada savaşırız diye düşünüp, savaş hazırlıklarına başladılar. Anzaklar, Broken Hill kasabasında toplanıyor, trenler vasıtasıyla, limanlara doğru yollanıyorlardı. Düşmana en büyük darbeyi, düşman trendeyken vuracakları kanaat getiren Gül Mehmet ve Molla Abdullah, saldırı için hazırlıklara başladılar. İlk önce Gül Mehmet'in dondurma tezgahına örttüğü, kırmızı masa örtüsünden ay-yıldızlı bir Türk sancağı hazırladılar. Broken Hill'de devriye gezen polislerden, Snider ve Martini Henry marka iki tüfek ve beraberindeki cephaneyi gasp ettiler. Ve daha sonra, Broken Hill kasabasından4 km uzaklıkta olan ve trenlerin geçtiği Morgan Street'de bulunan kayalıklarda siper aldılar. Savaşa giden Anzaklar'ı ve pikniğe giden sivilleri taşıyan tren, 1 Ocak Cuma sabahı saat 10:00'da Broken Hill'den hareket etti ve kısa zaman sonra Morgan Street'e vardı. Tren raylarının üzerine, Türk bayrağı dalgalanan bir dondurma arabasının durduğunu fark eden makinist viraja girdiği esnada, beyaz kayalıklardan, asker dolu vagonlara kurşun yağmaya başladı. İki Türk; cephaneleri yettiğince vagonları taradılar ve daha sonra Rocky Hill'e doğru yürüdüler… Anzak taşıyan treninin saldırıya uğradığını öğrenen kolluk kuvvetleri, Gül Mehmet'i ve Mola Abdullah'ı 'Beyaz Kayalıklar'da' kıstırdılar . Beyaz kayalıklarda geçen çarpışmada, Gül Mehmet 16 kurşun yarasıyla, Molla Abdulah ise başından aldığı tek kurşunla şehit oldular… Ve yaklaşık 8 saat süren ''Broken Hill Savaşı'' bu kayalıklarda son buldu. Bir gün sonra Avusturya gazeteleri; ''WAR IN BROKEN HILL'', ''UNDER THE TURKSIH FLAG'' manşetleriyle, bu iki Türk'ü yazdı. Ve Avustralya kayıtlarına, ''Dondurmacı ve Kasap iki Türk'' olarak geçtiler. Günümüzde; Broken Hill kasabasında Gül Mehmet ve Molla Abdullah'ın kullandıkları şahsi eşyaları, saldırıda kullandıkları silahları, Türk bayrağı açık hava müzesi şeklinde korumaya alınmıştır. Ayrıca saldırının gerçekleştiği Beyaz Kayalıklar da etrafı çitle çevrili halde korunmakta, kurşunlanan tren kompartımanına dikilen bir anıt sergileniyor. Bu sergiler Avustralya hükümeti tarafından açılmış olmakla beraber, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu bölgede hiçbir anıtı bulunmamaktadır. Bugüne kadar, Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir önderliğinde bir anıt komitesi oluşturulsa da sonuç alınamamış. Gül Mehmet ve Molla Abdullah için anıt dikildiğinde, bu iki isim Türkiye' de yankı bulacak ve millet bu yiğit evlatlarından haberdar olacaktı. Gül Mehmet ve Molla Abdullah'ın mücadeleleri, kuşaktan kuşağa aktarılacak bir kahramanlık öyküsü olacak ve iki Türk'ün gücünü gören Türk halkı, aynı gücü kendinde aramak suretiyle milli bilinci ayakta tutacaktı. Tabi ki bundan bazı art niyetli kişiler rahatsız oldu ve bu iki Türk yiğidinin, Afgan kökenli olduğunu iddia ettiler. Böylece Türk milleti, çoğunlukla bu iki yiğidi benimsemeyeceklerdi. Avustralya kaynaklarına dahi ''TÜRK'' olarak geçen bu kişiyi, Afgan kökenli oldukları iddiasında bunmalarındaki amaçları başka ne olabilir? Üstelik Gül Mehmet ve Molla Abdullah'ın Afgan olduklarını iddia eden kişinin, bu yönde bir ispatı bunmamaktadır. İddia, ispatla öne sürülür ve hemen herkesin aklına gelecek basit komplo teorileriyle geçiştirilemez! Bu kişilerden gelecek herhangi bir yanıta karşı, teorilerini çürütecek yanıtlarımızda hazır bulunmaktadır. Bu iki yiğidin mücadelesi; Kür Şad'ın Çin Sarayı'na yaptığı baskına bu kadar çok benzemesi, bu Gül Mehmet ve Molla Abdullah'ın karakteristik Türk özelliklerini taşıdığının bir göstergesidir. Türk Hükümeti'ne düşen görev, Gül Mehmet ve Molla Abdullah'ın mücadelelerinin anısına, Broken Hill'e bir anıt diktirmek ve temsili bir şehitlik yaptırmaktır! Türkiye, anıt konusunda Avustralyalılar'a çok hoşgörülü davranmıştır. Anzaklar, dünyanın öbür tarafından gelip Çanakkale'de bize saldırmışlar, fakat biz Anzak anıtlarına sahip çıkmışız. Atatürk'ün Anzak askerlerini sahiplenici çok güzel sözleri mevcuttur ve Anzak torunları bunu bilerek Çanakkale'de dedelerini ziyaret etmektedirler. Türk Hükümeti'nin aynı hoşgörü ve saygıyı Avustralya hükümetinden istemeye hakları vardır. Biz Türk gençlerine düşen görev ise: Gül Mehmet ve Molla Abdullah'ın örnek mücadelesini yeni kuşaklara aktarmak, isimlerini yaşatmaktır. İki Türk'ün göstermiş olduğu cesaret, bütün dünyaya bir örnek teşkil etmektedir. |
Tarih: , 8/6/2009 Kategori: NETTEN YAZILARIM VE ŞİİRLER. |
Yorum (2) | Bağlantı |
|
Şehit'ler Dile Geldi..............
Şehit'ler Dile Geldi Susun! Susun ve dinleyin bu gençlerin haykırışlarını, Sevda çeken yürekleri bıraktık arkamızda, Rüyalarımızı süsleyen garip, çilekeş Gabar dağını, Tanrıdağı’ndan gördük, işte orada, işte tam karşımızda.. Söke garajından davul zurnayla bindik otobüse, Kulak verdik kalbimizden gelen o sese, Sıra bizdeydi, bizi bekliyordu vatan toprağı, Umurumuzda bile değildi kimin, kimlerin askerden kaçtığı.. Ben Balat'lı Şerif, ölümlerin en güzelini tattım.
 Ne kadar ağlatsam da anamı, babamı, bacımı, Katlanmak kolay mı demeyin, Alperenlerle saf tuttum. Sizlere, sizlere bıraktım karalar bağlayan nazlı yarimi. Ölürken bile gülmek nedir hiç, düşündünüz mü? Tekbir verip toprağa, al bayrağa sarılıp düştünüz mü? Bilmiyorum sizler acaba anam gibi yandınız mı? İşte ben buradayım, karşınızdayım, ben Sökeli Hakkı Uyar! Aşkı olmayan yiğide destan yakılmaz beyler, Bu destan, bu mısralarla anlatılmaz beyler, Karalar bağlamasın, yanmasın artık analar, Dursun milletimin kanı, kapansın bu yaralar Büyüttüm besledim asker eyledim.
 Gittide gelmedi yavrum buna bi cagre.. Ben öğretmendim, okulumdan çıkarken vurdular. İki aylık yavrumu öksüz, babasız bıraktılar. Kızımın adını Hilal koymuştum, hilalimi yere çaldılar. Söylesenize, söylesenize Hilal’imin intikamını alacak yiğitler nerede?
Kalk yiğidim kalk! Düşmek yakışmaz sana, İntikamın alınacak, söz veriyorlar bak sana, Son yiğit, son yiğit çıksa bile o son akına, Bu bayrak bir daha düşmeyecek, vasiyettir sağ kalana!.. Kardeşlik, insan hakları oyunun bir parçasıydı. Bizi kalleşçe vururlarken insan hakları neredeydi.? Söylesenize, söylesenize, kundaktaki yavruyu kim katletti. Söylenecek söz kalmadı gayrı, azıcıkta siz düşünün! Bu soysuzlar, bu vatansızlar sarsa da yurdumu, Ben Yaradan’dan alırım asil kanı ve gücü, Bir yiğit düşse de arkamdan haykırır milyonlarca genç... ...............Allahu Ekber ! Bırakmam, bırakmam bayrağımı, akıtsalar da son damla kanımı.. Ya Rab, Ya rab güç ver bize, davamız senin, bu canlar senin için, Şahlansın artık milletim, şehitler aşkı için, Titresin, titresin gönüller acaba bu haykırışlar ne için? Bu yürekler desin ki; Bayrak bir, vatan bir, Allah bir !  Ülkümüzün ufkunda güneş gibi Türkiye’yi de görüyoruz. Bu mısraları söylerken sizler gibi ağlıyoruz. Heeey, şehitler dile geldi, biz niye susuyoruz. Şehit anaları karşımızda mağrur mağrur bakıyor. İşte bakın, işte bakın... Türkiye ufkunda Hilal ve Yıldız buluşuyor..!! KAHROLSUN TERÖR, KAHROLSUN PKK!..
-- |
Tarih: , 5/6/2009 Kategori: NETTEN YAZILARIM VE ŞİİRLER. |
Yorum (0) | Bağlantı |
|
|